20 Temmuz 2011 Çarşamba


Dün akşam bir aile dostumuzu evinde ziyarete gittik. Gittik gitmesine de konuşulanlardan tek kelime anladın mı diye sorsanız "hayır" cevabını şap diye yapıştırırım.
Normalde akşam namazı sonrası bekliyoruz demişti ev sahipleri. Biz de namaz sonrasında çıkarız diye düşünerek ağırdan almıştık epey. Ama Ahmet Akif gibi bir oğlumuz olduğunu unutmuşuz belli ki.
Tam çıkacakken kaka yapması ve anne beni yıka diye tutturması üzerine banyoda aldık soluğu. Yıkandıktan sonra bornozu bile üzerinde görmeye tahammül edemeyen Akifin evin içerisinde bir oraya bir buraya koşması da cabası. Ne üstünü giymeyi, ne de altını bağlamayı bir türlü kabul ettiremeyişimiz ve akıp giden dakikalar, geç kalınan bir randevu sinir katsayımın hızla yükselmesine yetti.
Güç bela üstünü giyen akif, tam çıkacakken ayakkabılıkta gördüğü kışlık greyderini giymeyi istemez mi.. O greyder için ısrar ederken, ben de aynı dirençle sandaletleri ayağına sokmaya çalıştım. Greyderdi, sandaletti derken savaşı ben kazandım ve sandaletleri sağ salim ayağına giydirmeyi başardım. Kapının anahtarını iç kısımdan çıkarıp, dışarıya taktığımda bir de ne göreyim, sandaletler çoktan çıkarılmış greyder giymek için pozisyon alınmış bile. Tekrar aynı dirençle karşılaşacağımı bildiğimden, hadi sandaletlerini giy, botlarını da arabada giyeriz dedim, neyseki ikna oldu. Sandaletler ayakta, botlar elde.. Bu şekilde çıktık yola.
Arabada bot giyeceğim diye tutturdu yine, ama birazdan amcaların evinde olacağımızı, orada zaten ayakkabılarımızı çıkaracağımızı söyleyince daha da ısrar etmedi. Zaten ısrara devam etseydi, muhtemelen eşime beni eve geri götürmesini ve misafirliğe yalnız gitmesini söyleyecektim.
Bundan sonra olanları düşününce keşke Akif ısrar etseymiş ve biz evde kalsaymışız diye düşünüyorum.
Neyse, eve güç bela vardığımızda, ev sahipleri bizi kapıda karşıladı. Sıcak bir hoşgeldin ile içeri alındık. Ben ayakkabılarımı çıkarma ile uğraşırken, - Hüs de o arada selamlaşma faslında idi- Akif çoktan salonun yerini bulmuş ve orta sehpanın üzerindeki işlemeli şekerliğin kapağını açmıştı... Selamlaşma faslından sonra salona doğru yönelince gördüklerim karşısında gecenin zor geçeceğini anladım- ne kadar zekiyim di mi?- Akif şekerliğin içindeki cam boncukların hepsini sehpanın üzerine boca etmiş, oynamaya çalışıyordu. Neyse ki ev sahibi hanım torun sahibi olduğundan çocuk halinden anlıyordu. İnşallah boncuklarla uzun süre oynar diye geçirdim içimden. Ama maalesef konsantrasyonu en fazla 3 dakika sürdü ve yeni birşeyler aramaya koyuldu. Gittiğimiz ev, Osmanlı usulü döşenmiş, çok şık ve şıkır şıkır bir yerdi. Her köşede çiniler, işlemeli porselenler, pahalı tablolar...
Neyse..  
Bu kadar uyarıcı nesneyi görünce Akifin meraktan çıldırmaması mümkün değil. Herşeye dokunmak, hepsi ile oynamak istedi. Kimisine evet dedi ev sahipleri, kimisine hayır. Bana kalsa hepsi hayırlıktı ama insaflılarmış sağolsunlar.
Kahvelerimizi yudumlarken "Anne ben ondan içicem" diye tutturdu önce. Olmaz dedikçe istedi, istedikçe ben olmaz dedim.. En sonunda hayır içmeyeceksin dedik kapandı. Birkaç dakika sonra anne ben çay istiyorum dedi. Ev sahibesi nasıl çay içiyor diye sordu, ben de paşa çayı dedim. Akif de bu paşa çayı lafına öyle bir taktı ki kafayı.. En az 5 kere anne ben paşa çayı istiyorum diye tekrarladı. Çay bardağında getirilen paşa çayını beğenmedi, kahve fincanına koydurdu. Bu sefer fincanın içindeki çayın, bizim içtiğimizle aynı olmadığını anlayınca kendini ağlamaya verdi.

Anne ben paşa çayı istiyoooooooooooom
Anne ben paşa çayı istiyoooooooooooom
Anne ben paşa çayı istiyoooooooooooom
Böhüğğğğğğğğğğğğğğğğğ

Bu sırada delirmenin zirvelerine hızlı bir şekilde çıkan ben, utancımdan yerin dibine geçtim. Evine geldiğimiz kişi milletvekili, hanımı sabırlı, sabırlı olmasına ama geleli yarım saat olmadı daha.. Bu gece biter mi diye düşünmeye verdim kendimi.. Sevgili Hüs, bu arada milletvekili ile ülkeyi kurtarma derdindeydi..

Neyse uzatmayayım..
Gece boyunca Akife sırasıyla tren, gitar,2 bebek, 3 araba, 1 uçak verildi. Ama hiçbirinden mutlu olmadı.
Ben patlama noktasında dolanırken, Hüs memleketi kurtamanın verdiği rahatlıkla "Hadi kalkalım" demez mi... Dünyalar benim oldu.
Bu gece de böyle bitmiş oldu.
Yaklaşık 3 saat oturduk ama ben 2 sene yaşladım..

Anne olmak; kepazeliği marifetmiş gibi anlatmaktır.

NOT: Akifi anlamak için gözlerine bakmak yeterli (:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder